İyi Erkek Arif

Uzun uzadıya konuşmadık. Sözleştik. Tanıştığımız restoranda buluşacağız. Bugün onuncu yılımız için kadehtokuşturacağız. Sıralama belli. Dokuz yıldır olduğu gibi.
 
Halbuki kararımı vermiştim. Bir pazar günü aktivitesi olarak gardırobumdaki giysileri renklerine göre ayrıştırdığımesnada. Arif’ten ayrılacaktım. Bu istek küt diye belirdi. Meğer benden bihaber içimde büyümüş. Katladığım giysileriraflara yerleştirdiğimde emindim. Ayrılmalıydım. İyi bile dayanmıştım. Gelgelelim söyleyemiyordum. Evirip çeviriyor,birbirinin aynı anlama gelen cümlelerden tekini dahi dillendiremiyordum. Ben artık sürdüremeyeceğim, seninle birilgisi yok, bu ilişki bana iyi gelmiyor. Söyleyebilmenin güzel bir yolu yok. Giderek hepsi birikti. Ağız dolusu acı birsıvıya dönüştü. Ne yutabiliyorum ne tükürebiliyorum. Yaklaşık iki aydır. Geçmeyen bir mide bulantısı hâli. Her anöğürecek gibi. Çaresizlik, mahcubiyet, yılgınlık. Duygular el ele verip, beni aralarına almış, hesap soruyordu: Koskocaon yıl, öyle kolay biter mi, hatıralara yazık değil mi? İyi bir sebebim olmalıydı, ayrılığa yaraşacak, akla yatacak. Büyükolaylara gerek olmasa da ne bileyim, kaba bir tutum, ilgisizlik, ters bir söz. Yüzüne vurabileceğim somut bir bahane.Yoktu. Kusursuzluk insanı çileden çıkarabiliyormuş. Bezdirebiliyormuş. Gel gör ki ilişkiyi bitirmeye yetecek iyi birsebep değildi. Karşısına geçip, kusursuzluğun midemi bulandırıyor, ayrılmak istiyorum, diyemezdim. Çokça provayaptım. Ben artık yapamayacağım, derken aynadaki yansımam tuhaf görünüyordu, pısırık. İstemsiz ellerim öndedüğümleniyordu. Omzum düşüyordu. Suçunu itiraf eden mahkûmlara benzetiyordum kendimi. Kaçarı yok. Atağageçmeliydim. Uzatarak haksızlık ediyordum. İkimize de.
 
Taksim Meydanı metrosundan çıktım. Hava kararmıştı. Boyuna yürüyen insanlar görüş açımı kısıtlıyordu. Arif’iseçmem güç olmadı, koca buket beyaz gülle sevgilisini bekleyen kaç erkek kalmıştır. İki dal gülün arasından suratınıyakalamaya çalıştım. Yüzü tıraşlı, saçları arkaya taranmıştı. Neşesi yerindeydi.
 
Sıkı sıkıya sarıldı, aksi gibi. Mecbur ayak uydurdum. Yine de kolları arasında ölüden farksızdım. Çiçek faslıtamamlandı. El ele tutuştuk. Yürümeye koyulduk. Üstüne İstiklâl’in karmaşası. Sağlı sollu, altlı üstlü dükkânlar,kasvetli mağazalar, ne olduğunu göremediğim bir gösterinin etrafına üşüşenler, ordu halinde yürüyenler, sakin ve telaşlıadımların birlikteliğinden doğan uyumsuzluk. Başıbozuk bir tablo. Yolumuz aniden daralıyor, sıkışıyorduk. Mecburyavaşlıyorduk. Karşıdan gelen -yerli mi turist mi olduğunu ayırt edemediğim- adamın üzerindeki tişörtte yazan yazıadeta benim için sahneye sokulmuştu. If not now, when? Evrenle olan işbirliğim muhteşem işliyordu. Üzerinepişmanlığım nüksetti, ertelemelerimin bedeli… Arif’e baktım, yüzünden gülümsemesini eksik etmiyordu. Hoş, ben de sesimin aksine gülümsüyordum. Yılların getirisi. Arif’in, “Yaşamın iyi yönlerini görmeli” adlı bakış açısınakoşullanmıştım.
 
Her zamanki masa rezerveydi. Bizim yerimiz. Bu da Arif’in işi. İstikrarına mekân çalışanları alışık. Çalışanlarıntakındıkları tavırda dahi aynı istikrarı sezebiliyorum. Garipsenmiyoruz. Belki de alaya alıyorlar bizi. Ardımızdan nelerkonuşuluyor kim bilir. İllaki romantik bulanı vardır. Ya da saplantılı olduğumuzu düşüneni. Restoranın en kıdemligarsonu bizi görür görmez ilgilendi. Sandalyemi çekti, oturdum. Avuçlarını önde birleştirdi, kaçıncı yılınızı kutluyoruzefendim, dedi. Cümlenin sonunu Arif’e yönelerek getirdi, kemik gözlüğünün üzerinden baktı. Arif, on, dedi. Sesi tokçıktı. Oh oh, maşallah, dedi garson. Yapay gülücüğümle geçiştirdim. Oyalanmadan siparişlerimizi verdik.
 
Etrafımda bir değişiklik aradım, bulamadım. Karşımda gördüğüm yağlı boya tablo aynı eğrilikte asılı, duvar saatinintekdüze tik-takları, öte çaprazımda yeri milim kımıldamayan bir dolap. Her şey sabit. Her biri oralı. Masa vesandalyeler de yerlerinde saymış. Ne eksilmiş ne çoğalmış. Arif masanın üzerinden kolunu uzattı, avucunu açtı, parmakuçlarıyla çağırdı. Elimi avucuna yerleştirdim. Sarmaladı, baş parmağıyla okşamaya başladı. Boştaki elimi masaörtüsünün üzerinde gezdirdim. Kumaş incelmiş, dokusu zayıflamıştı. Parmak uçlarım yer yer pamukçuklara rastladı.Örtü lekesizdi. Fakat renginin attığı ortadaydı. Çok geçmeden yemeklerimiz kondu önümüze, kadehlerimiz dolduruldu.Ortamızdaki mum yakıldı. Mizansen tastamamdı. Bugün de ayrılamayacağım belliydi. Hele böylesi bir günde, yazıkolurdu ona, ne hâle düşerdi. Yine aynı şeyi yapıyordum. Kendime zırnık koklatmadığım merhameti Arif’egösteriyordum.
 
Peşine kızları düşündüm. Yakın arkadaşlarımı. Etraftan duyduklarımı. Hikâyelerin teki dahi başıma gelmediğindeninanması güç geliyordu bana. Şiddete uğrayanı çoktu, güzel bir çift laf duymak için çırpınanı da. Hele aldatılmak.Alışılagelmişti. Bir de söylendiğine göre ilkin sevimli yüzünü gösterip, bir zaman sonra gizli birer manipülatör olduğuanlaşılanlar revaçtaydı. Türlüsü vardı. Garibi, bu kadınlar ilişkilerine devam edebiliyordu. Üstüne, daha çoktutunuyorlardı. Beterin beteri vardı çünkü. Ağızlarındaki slogan da buydu. Ah Arif, senin günahın neydi peki? İyiydi,herkese yetecek kadar iyiydi. Ama gözüme batıyordu. Sonsuz iyiliği işe yaramıyordu. Biriyle sırf iyi diye ilişkisürdürülebilir miydi? Hepten acıyordum ona, aciz görüyordum. İnsan aciz gördüğü birine de tutkuyla bağlanamıyorduişte.
 
Yemeklerimiz yarılandı. Daha da yiyemeyeceğim. Kendimi geçtim, Arif de tabağındakilerle oynuyordu. Sıklıklakadehini yudumluyordu. Yanakları pembeleşmeye başladı. Dirseklerini masaya dayadı, alnını ovuşturdu. Yüzündenheyecanlandığını anlayabiliyordum. Çenesi öne arkaya gidip gelirdi böyle durumlarda, bu hâli de sinirime dokunurolmuştu. Elini ceketinin cebine soktu. Duraksamadı, kolunu iki kaşımın tam ortasına getirdi. Avucundaki kutuyu başparmağının yardımıyla açtı. Becerisinden onun da bu sahneyi prova ettiği belliydi.
 
Zarif bir tektaşla karşı karşıyaydım. Neredeyse, Arif’in bakışlarındaki ışıkla, pırlantanın ışığı yarışacak. Hangikelimeleri yan yana getirdi, nasıl bir cümle kurdu, tam olarak hatırlayamıyorum. Kulaklarım bir tek evlilik sözcüğünüayırt edebildi.
 
Kem küm etmedim, evet, dedim. Nasıl olur da hayır derdim ki. Yüzüğü parmağıma takarken az ilerimizde bizi izleyençalışan ordusu alkış tutturdu. Kıdemli olanı, ömür boyu mutluluklar dileriz, dedi. Kirpiğimin ucuna kadar gelmişdamlayı geri gönderdim. Kanıksadığım gülümsememi sürdürdüm. Arif iyi bir erkekti, hak ediyordu bunu.
 
 
 
 
 
 

Yorum bırakın