Kiralık

 Genç kadın mutfak lavabosundan beton zemine sızan pis suyu banyoya doğru süpürüyordu. Eğim odaya doğru olduğu için suyun bir kısmı geri akıyordu. Bir iki tane hamam böceği ölüsü de suyla beraber malum yere doğru sürükleniyordu. Pencerenin önüne yerleştirilmiş çekyatın üzerinden yükselen ağlama sesini duyunca kadın o yöne seğirtti. Gidip bir yaşlarındaki bebeğini kucağına aldı. Terden alnına yapışmış sarı saçlarını eliyle yana taradı. Ardından alışkanlığa benzer bir tavırla öptü.

 “Ağlama artık, hadi sus bakim. Onca işin gücün arasında bir de senle mi uğraşcam?” Çocuk sözün manasını kavramış gibi ağlamayı kesti. Kedi mırıltısına benzer sesler yükseliyordu şimdi göğsünden. Duvar dibine yerleştirilmiş büyük siyah minderin üzerine bebeği yerleştirdi. Diğer minderde oturan dört yaşlarındaki çocuk çoraptan elbiseyi tek kolu olmayan oyuncak bebeğine giydirmeye çalışıyordu. Elbise her seferinde kolsuz taraftan aşağıya kayıyordu. Çocuk inatla onu bir daha bir daha yukarıya çekiyordu.

 Annesinin yakınlarda olduğunu fark edince “Ben acıktım. Yemek istiyom.” dedi dudaklarını büzüştürüp kaşlarını çatarak. İstediğinin olması pek muhtemel değilmiş gibi umutsuz baktı.

 “Bırakaydın da evi süpüreydim bari, bekle biraz!” Çocuk kıvırcık saçlarının arasını kaşıyarak “Hayır ben şimdi istiyorum. Çok acıktım!” diye bağırdı. Ayakları çıplak betonu dövüyordu.

 Kadın kucağına aldığı bebeğin yakasını çekiştiren elini yakalayıp itti. Kaşları çatılmış bir şekilde kıza baktı. Sonra yerinden fırlayarak. “ Azcık süt vardı, onu getirem bekl!,” dedi.

 Tezgahın yanındaki kolinin üzerine eğilip içinden süt kutusunu aldı. Kapağını açınca eğilip kokladıktan sonra yüzünü buruşturdu. Yaptığından emin bir şekilde kafasının üzerindeki dolaptan aldığı kaseye sütü boşalttı. Baş ve işaret parmağıyla yakaladığı parçaları lavaboya silkeledikten sonra üzerine biraz su ve bir kaşık şeker ekleyip kıza götürdü. Kız kaseyi alırken içindekinin birazını yeşil eteğine döktü. Eliyle ıslaklığı bir iki kez silkeledi. Annesi buna kızmadı. Kaşık hızlı bir şekilde kasenin içine defalarca dalıp çıktı. Bebek de bu arada kaseye batırdığı avuçlarını yalıyordu. Bittiğinde kız hala mutlu değildi. Genç kadın emekleyerek uzaklaşan bebeği yakalayıp yastığa, ablasının yanına oturttu. “Şimdi kardeşinle azcık oyna, ben bahçeden yakmak için çalı toplayayım.” Kız, kadın hiç konuşmamış gibi oyuncağıyla oynamaya devam etti. “Beni duydun değil mi?” dedi kadın. Kızgın ve umutsuz ifadesi mimiklerinde yine yerini almıştı.

 “Neden gitmek zorundasın, herkes kömür yakıyo bizim neden yok?”

 “Sanki bilmiyon, kahrolasıca serseriler çaldı ya geçen hafta. Şimdi dediğimi yap.” Bebek kızın elindeki oyuncağa yaklaştı. Birazdan bir kriz çıkacağı belliydi.

 Kadın bunu sezmiş olacak ki bebeği kucağına aldı. Sorun istemiyordu.

 “Peki ağlarsa onu ben mi emzireceğim?” Parmağının ucu bebeği gösteriyordu. Endişeli görünüyordu.

 Kadının yorgun suratında çarpık bir gülümseme belirdi. “Çok uzakta olmayacağım. Ağlarsa bana pencereden sesleniverirsin.” Gidip pencereyi araladı. Kız gülümseyerek kafasını salladı.

 Kadın ikisini birden kucaklayıp büyük olanı saçlarından öptü. Siyah demir kapının çalınmasıyla kafasını o yöne çevirdi. Kimseyi beklemiyordu. Kapıyı açtığında ev sahibini karşısında sigarasından son bir yudum çekerken buldu. İzmariti merdivenin sahanlığına atıp içi kürklü çizmesinin ucuyla ezdi. “Hava soğuk.” dedi burnunu çekerek.

 “Tabii ya buyurun içeri. Kusura bakman sizi görünce şaşırdım.”

 “ Ben de şaşırmana şaşırdım. Bu evin sahibiyim,” dedi kapı kenarında duran yıpranmış ayakkabılara göz atarken. Sonra odanın zeminine bakıp çizmelerini çıkarmadan çekyata doğru yürüdü.

 Köşede birbirine sokulmuş, fare yavrusuna benzeyen çocuklara önemsiz bir eşyaya bakar gibi baktı.

 Kadın aniden atıldı, “Kocam yok, hurdaya gitti akşama kadar da dönmez.” dedi. Adamın seğiren üst dudağı, gözlerinde titreyen iki yüzlülük onu tedirgin etmişti.

 “Olsun. Söylediklerimi iyice dinleyip anlatırsın ona.”

 Kadın ayakta, adamın tam karşısında dikilmiş kendine söylenecekleri bekliyordu. Küçük olan büyüğünün kucağına çıkmış kafasını onun dizlerinden aşağıya sarkıtmıştı. Bir yandan da yukarıya kalkmış bacaklarını çırpıyor ve kıkırdıyordu.

 Bacak bacak üstüne atmış adam gözlerini kısarak kadını aşağıdan yukarıya doğru süzdü. Bakışları memelerinde bir süre oyalandıktan sonra yüzünde durakladı. “Neden burada olduğumu tahmin etmişsindir. Üç aydır bekliyorum ama tek kuruş kira ödemediniz. Borcunuzu yarın vermezseniz başka kiracı bulacağım artık.”

 “Bu kış günü nereye gitcez Allah aşkına biraz daha zaman tanısanız. Ailem bize ettiği yardımı kesti kocamın kazandığı da yetmiyo ama bir çaresini illa ki bulcaz. En azından bir hafta daha…”

 Gülerken beyaz bıyıklarının altında ağzı bir tarafa kayıyordu. “Zaman falan yok. Ben hayır kurumu gibi mi görünüyorum oradan. Kirayı yarın istiyorum.”

 Kadın oynayan çocuklarına baktı. Dişlerini çenesi ağrıyana dek sıktı. Başka birisiyle konuşur gibi kafasını  yana çevirip “Aç gözlü domuz sanki ihtiyacın var.” Adamın bunu duyabileceğine ihtimal vermemişti, gözleri iyi görmüyor olabilirdi fakat kulakları çok keskindi. Anında kadının yanında bitti. Dirseğinden tutup “Seni hemen kapının önüne koyayım da gör! Sakat bir adamla evlenirsen böyle önüne gelene yalvarmak zorunda kalırsın.” Büyük olan çocuk bağırıyordu, diğeri de ablasını bir süre izleyip ağlamaya başladı. Kız koşup adamın bacağına sarıldı. “Annemi bırak! Çok kötüsün!” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor öfkeden titriyordu. Tırnakları adamın etine batıyordu. Çocuğun ağladıkça akan burnundan tiksindi adam. Onu bir eliyle tutup duvara doğru itti. Kadın, “Allah belanı versin ne yaptığını zannediyon, bacak kadar çocuktan ne istedin?” diye haykırdı.

 Adam olanca gücüyle bağırarak “ Görmedin mi bana saldırdı.” dedi.

 Kadın kolunu adamın elinden kurtarıp çocuğu düştüğü yerden kaldırdı. Ağlamıyordu ama sesi titriyordu. Sarıldığı çocuğa aynı kelimeyi tekrarlayıp duruyordu kadın.

 “ İyisin…İyisin…Geçti” Bedeni buz gibiydi. Önce adama sonra yarı açık pencereye öfkeyle baktı.

 Adam yaklaştı. “Aslında başka bir çaresi var bu işin.”

 Kadın ne demek istediğini hemen anladı. Kafasını hayretle yukarıya çevirdi. Ağzı yine bir tarafa kaymış. Gözlerinde pis bir anlam vardı.

 “Olmaz olmaz çocuklarım var. Kocamı tanıyorsun. Ben öyle değilim.”

 “Ne çıkar? Bilmesine gerek yok…” Cebinden çıkardığı çikolatayı ona uzattı. Çocukların aç görmüyor musun?”

 “Hem kocan da size bakamadığı için kendini yetersiz hissetmez. Kirayı birkaç hafta ertelediğimi söyleyebilirim ona. Belediyeden de kömür yardımı ayarlarım.”

 Kadın yutkundu. Ayağa kalktı. Önce adama sonra çocuklarının çıplak baldırlarına ve cılız kollarına baktı. Yavaş adımlarla mutfağa gitti. Parmağındaki ince yüzüğü çıkardı ve mutfak dolabına koydu.

Yorum bırakın