Buralar Bize Göre Değil

Bak
Bak, buralar bize göre değil.
Bu dünya bize yabancı…
Bu deryalar bize uzak!
Kalay dumanları
Ve pastane kokularına aşina bir nesli
Rafa kaldırdılar.
Bir oyun uyduruldu.
-Yeni bir düzen.-
Ve bir oyuncu
Sağır, kör, dilsiz, topal, aksak…
Çekip dünyanın ipini
Yüreğine bağladı!
Sonra Homeros
-Tarihin en iyi yalancısı –
İnceltip çelikten kılıcını
Tarihsiz destanlar yazdı.
Annem ağlardı.
Ağlardı!
Ben bilmezdim gerçekleri.
Bilmezdim ölü çiçekleri
Mektupları, tankları, bombaları
Ölmeleri…
Sonradan
Çok sonradan öğreniyor insan
Ölmeden önce öldürülmeyi!
Hâlbuki
Daha çocukken öğrenmiştim
Mektupların kenarlarının yakılması
Gönüllerin yangınlarının söndürülmesi gerektiğini.
Ama bileklere değil
zihinlere vuruldu kelepçeler.
Bu çağ öyle bir çağdı ki
Her kral kendi bekçisini beklerdi.
Her efendi öz kölesinin kölesiydi…
İşte o demler
Evlerin çatılarının tahtalardan örüldüğü
Kilerlerde kurutmalıkların saklandığı
Sokakların film afişleriyle boyandığı
Zamanlardı.
Ama tadı kaçtı.
Bir gün kâinata hüzün yağdı.
Tanklara taşlar atmak
Şehirlere şiirler yazmak zorunda kaldık.
Şimdi dön bak!
Bak bu dünya
Altın suyuna batırılmış bir tenekeden
Acuze bir bedenden
Hatta cesetten ibaret.
Bu dağlar bize göre değil ey Zaloğlu!
Bu toprak bize gurbet…
Bu hayat bize yalancı…

 

Yorum bırakın