Başka Gözden

Mutsuz

 Dışarısı karmaşık, kalabalık, fazla büyük, tek bir ağaç yok, sadece beton, göğe yükselen gri blokların ve karşı sokaktaki tek katlı yıkılmaya yüz tutmuş bu evlerin, nasıl bir arada durabildiğini anlamıyorum. Zaten konuştuklarını da öyle. Dillerini bilmiyorum. Toplu bir taşıta binerken bana yönelen düşmanca bakışları görebiliyorum. Artık ben bu ülkenin vatandaşı bile olsam, hep mülteciyim, yabancıyım. Zaten kabul gördüğümden değil, başlarındaki yöneticinin oy toplama planına hizmet ediyor olmamdan dolayı vatandaşım.

 Buraya ait değilim asla. Olamayacağım da…

 Bugün pazara gittim, sonrasında evime dönmek için önce metroya, sonra otobüse ve ardından da dolmuşa bineceğim. Bu mesafe beni bitiriyor torba taşıyarak. Bombardımanlarda ölmedim ama burada yollarda bitecek ömrüm.

 Üstelik alıştığım şeyler de yok burada. Ne alacağımı bilemiyorum, sebzelerin, meyvelerin renkleri bile farklı.

Sinik

 Annem mutsuz, hiç gülmüyor. Pazarda neşelenir sanıyordum ama hiçbir şeyi beğenmiyor her şeyi evirip çeviriyor. Bırakıyor. Dönüşte beni ittirerek metro kuyruğunu sokuyor;

 “Hadi oyalanma, yolumuz uzun” diyor. Metroya itişerek biniyoruz. Boş koltuk bulan annem yorgunluktan çöküyor koltuğa, bende kucağına ilişiyorum.
Karşımızda oturan adam kızgın, bakıyor bize.
Anlıyorum dediklerini bu adamın…

“Pis mülteciler”
“Mülteci” kelimesinin anlamını bilmiyorum ama “pis” i biliyorum. “Mülteci” bizi anlatıyor sanırım.
“Kokuyorlar, hepsi dağ köylüsü bunların hepsi”
“Ülkemi işgal ettiniz burası sizin değil!” diyor bize bakarak. Anlıyorum dediklerini yaşlı adamın, Korkuyorum, annemin kucağında iyice küçülüp, torbaların arasına sıkışıyorum. Fazla yer kaplamak İstemiyorum.

 O sırada adamın yanında oturan bir ablanın sesi yükseliyor:

“Hayır! Öyle demeyin, bu yanlış. Kimseye öyle denmez.”
Tartışma başlıyor.
“Ne diyeyim o zaman?” diyor adam. O abla “İnsan diyelim yeter.” deyip bana bakıp tatlılıkla gülümsüyor. Sıcacık oluyor karnım. Bana gülümseyen oldu mu hiç geldiğimizden beri?

 Herkes bize bakıyor. Utanıyorum. Annem anlamıyor söylenenleri, ama kavganın bizle ilgili olduğunun farkında. Beni yine çekiştiriyor ve durağımıza gelmeden iniyoruz.

Sesli

 Bir koku sardı metroyu terli naylon kokusu, kakule ve kimyon karışımı. “Of bu ne? Bir de bu koku bildik değil”. “Nedir bu? Ne yiyor bunlar?” diye baktım etrafa, yanılmamışım, “Pis mülteciler işte. Her yerdeler artık. Kirli, eğitimsiz ve çok ürüyorlar. Anlıyorum, zor durumdalar ancak artık önüne geçilmesi gereken bir şey oldu. Toplumun kimyasını bozuyorlar, işte bu kokudan belli”. Kendi adıma en azından tepki göstermeliyim sesimi duymalı diğerleri;

“Kokuyorsunuz, ayıptır. Geldiğiniz yerde hoş görülebilir ama burada hayır!” “Bunları tek tek asacaksın, temizlensin ortalık…” sesimi duyurmak isteyerek devam ederken yanımda oturan genç kadın lafıma karıştı. Densiz.

“Öyle demeyin” “Kimse keyfinden vatanını terk etmez.” “Can derdi başka. Onlar da insan”
Nasıl da tartışıyor benimle, hiç sıkılmadan.

 “Bunlar yakında senin ve çocuklarının yerine oturduğunda, göreceğim seni, kendini bilmez kadın.”

1 thought on “Başka Gözden”

Yorum bırakın