Tunus’ta Bir Divan

Film: Arab Blues – Un Divan a Tunis- Tunus’ta Bir Divan
Yönetmen: Manele Labidi
Ülke-Yıl: Fransa-Tunus, 2019
Türü: Komedi- Drama
Süre: 1 saat 28 dk
Kurgu: Yorgos Lamprinos
Hikaye: Maud Ameline
Görüntü Yönetmeni: Laurent Brunet
Film Müziğinin Bestecisi: Flemming Nordkrog
Gösterim Tarihi: 12 Şubat 2020

“Bir kadındı ve gözleri intihar/Sevgilisi sürgündü ve anıları bir ülke/Zeytinyağı tenekelerinde çiçekleriyle/Başka kentler çevrelerdi kentleri/Yasak kentler/Ötekiler/Bir ülkeydi ve bir kadındı imgeler…” 1

 Manele Labidi, 1982’nin Paris’inde doğan senarist, yönetmen. Orijinal adı Arab Blues olan Tunus’ta Bir Divan, yönetmenin, Tunus toplumunun psikolojik alt yapısını, insanın gündelik kimlikleri üzerinden gün yüzüne çıkarmaya çalıştığı, ilk uzun metrajlı filmi. Filmi sebep- sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirebilmek için, Tunus’un “Yasemin Devrimi”, Arap Dünyası’nın ise “Arap Baharı” adını verdiği siyasi alt zemine öncelikli olarak bakmak, filmdeki karakterlerin ilişki dinamiklerini anlamak açısından yararlı olacaktır.

 Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması suretiyle uygulanan siyasi baskıların ve sosyo- ekonomik sıkıntıların gittikçe ağırlaşması, bilhassa gençlerin geleceklerine dair duydukları derin kaygı, bu kaygının giderilmesi adına hükümetin gerekli adımları atmaması, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma ve adam kayırmacılık gibi tepki çeken uygulamaların yaygınlaşması, halkın taleplerini demokratik araçlarla iktidara ilerleyemeyişinin toplumda sebep olduğu birikim ve halkın biriken bu talepleri dile getirdiğinde karşı karşıya kaldığı devlet şiddeti, Yasemin Devrimi’nin ardındaki temel sebepler olarak öne çıkmaktadır. (Yasama Dergisi 22, Eylül 2013). Bu durumun doğurduğu sonuçlar, filmin temel konusunu oluşturmaktadır. Filmin başrol oyuncusu Selma, 10 yaşında Tunus’tan ayrılıp, Fransa’da eğitim görmüş bir psikanalisttir. Babası Golshifteh Ferahani adında bir siyasi mültecidir. Dedesine “patronum” diyen Selma, onun resmini gittiği her yere yanında götürmektedir. Fransa’da okulundan mezun olduktan sonra, Tunus’a dönünce, bir yönüyle kendi ülkesinde insanlara faydalı olmak istemektedir. Diğer yönü Selma’nın en derin acılarını barındırır, bunu filmin sonunu konuşurken göreceğiz.

 Selma gerekli başvuruları yapmış olmasına rağmen, ülkesindeki devrim sonrası bürokratik yapı, muayenehanesinin yasal açılış iznini bir türlü vermemektedir. İzni beklerken psikanaliz seanslarına başlayan Selma, bir dizi insan tipini dinlerken, ülkesinin içinde bulunduğu durumun sosyolojik şifrelerini fark etmekle kalmaz bir de dışarıda sürdüğü yaşamın kültür çatışmalarında ve absürt özellikler taşıyan toplumsal davranış biçimlerinde bunalır. Kendi memleketinde, babasının bir arkadaşının kendisine “lanet göçmen” diye hitap ettiği sahne hayli ilginçtir.

 Filmin ayrıntıları eşliğinde Freud’un psikanalitik kuramına dair de birçok soru geçer insanın zihninden. Freud’un psikanalitik kuramı, kavramsal yapısı nedir, danışan ve danışman ilişkisi nasıldır, tedavi süreci nasıl işler ve olası sonuçları nelerdir? Psikanalitik kuram, psikoloji biliminin bilince olan yaklaşımını bilinçdışı süreçlere doğru genişletir. Bu kuram, özellikle bir “kişilik aygıtı” kavramı geliştirmiştir. Topografik kişilik kavramı adıyla adlandırılan bu kavramsal yapıda bilinç (concious), bilinçaltı ya da önbilinç (perconcius) ve bilinçdışı (unconcious) gibi 3 kişilik bölüm vardır. Freud tarafından ortaya atılan bu kuram, bir kişilik kuramıdır. Freud daha sonra Topografik kişilik kuramına farklı bir boyut getirerek kişiliği “id”, “ego” ve “superego” dan oluşan bir yapı içinde incelemiştir. Danışanlar, 3-5 yıl süren,  vazgeçemeyecekleri yoğun ve uzun süreli bir terapi işlemine sokulurlar. Birkaç yüz yüze oturumdan sonra, danışanlar kanepeye uzanıp serbest çağrışım aktivitesine başlarlar. Temel kural “serbest çağrışım” yöntemidir. Kanepeye uzanmak ise derin yansıtma koşullarını yükseltirken dış uyarıcıları en aza indirger. Böylece içsel ürünler ve zıtlıklar ortaya çıkar. Bu yaklaşım; serbest çağrışım, direnme, rüyaların analizi, yorum, transferans içgörü tekniklerini kullanır (Tuzcuoğlu, 1995). Filme adını veren “divan”, ülkedeki tüm koşulların dışarıda bırakılarak içsel dünyaya yolculuğu simgelerken diğer yönden iç dünyanın yarattığı dış çevreye de gönderme yapmaktadır. Çift taraflı bu akış film boyunca devam eder.

 Terapilere başladıktan sonra, Selma’nın danışanları ile arasında ilginç diyaloglar geçmekte ve Selma çeşitli olaylara tanık olmaktadır. Örneğin; içlerinden biri “Burası dinleniyor mu?” diyerek Selma’nın MOSSAD ajanı olduğunu iddia eder. “Ben bir kadınım.” diyen diğer bir danışanı, kendisini sadece Selma’nın anladığına inandığından, sürekli Selma’yla konuşmak ister, trafikte ceza kesilmek üzereyken bile. Seanslara katılan alnını kesen imam ise, okuduğu bir makaleyle ilgili bilgiler verir. Makale Genç Mısırlıların inançlarını göstermek için alın nasırlarını kestikleri hakkındadır. Bu nasırı, bir başka deyişle işareti almak için 50 yıl minder üzerinde dua etmek ve yarayı karartmak için de kesiğe sarımsak sürmek gerekir imamın aktardığına göre. Alnını aynı şekilde kesen imamın, bilinçdışı ve bilinçaltı dehlizlerinde nelerin dolaştığına tanık olur, onun hayat öyküsünü dinlerken Selma ve izleyici.

 Hapishane riskine rağmen, Selma seanslarına devam etmektedir. Birçok yolu dener. Polis memuru Naim’den kendisine göz yummasını ister, ama Naim kabul etmez. Selma’nın polis memurlarıyla diyaloğu, filmin en başından en sonuna kadar çeşitli şekillerde devam eder. Hatta öyle ileri gider ki polis sorgusunda, Selma’nın kadın ve yaşlıların önünde “ilişki” kelimesini kullanması dahi suçlarından biri sayılır. İsrail’de eğitim görmesinden, odasında resmi asılı büyükbabasının Haham oluşuna dek, tüm seçenekler didik didik edilir.

 Selma izin alma sürecinde Sağlık Bakanlığı’na defalarca gider, ama işlerin uzatıldıkça uzatıldığı bürokratik aşamalarla ve devlet memurunun, karşısında öğle yemeği yiyip devlet dairesinde iç çamaşırı satmasına kadar, Selma’nın izin alma çabası gittikçe uzar. En sonunda memur, üst düzey Tunuslu bir yetkiliden tavsiye mektubu gerektiğini söyler. Selma, son bir umut dedesini görmeye gider ama dedesinin diktatör rejimin bittiğinden haberi bile yoktur. Selma umutlarını iyice yitirmeye başlamaktadır. Bu süreçte çok bunaldığını ağzından hiç düşürmediği sigarasından anlarız ama yine de vazgeçmez ve seanslarına kamyonetinin içinde devam ederek, bakanlığa hem izin için baskı yapar hem de bakanlığı protesto eder.

 Toplumun koyduğu kuralları en başından beri reddeden ve yurt dışına çıkma hayali kuran yeğeniyle birlikte yolda kaldıkları sahnede, üst düzey yetkili karşılarına çıkar. Beklenen üst düzey Tunus’lu yetkilinin bu şekilde Selma’nın karşına çıkması, trajikle komiğin halini apaçık veren grotesk bir sahne olarak akılda kalır. Selma’nın birdenbire ağlamaya başlaması ve iç dünyasını anlatmasıyla, kendi psikalaniz seansını izleriz ve aslında tecrübeler farklı olsa da, bir toplumun, yurttaşları üzerinde aynı izler bıraktığını görürüz. Sonrasında bu sahnenin ezberleri bozan etkileyici hali, gerçek mi hayal mi olduğu, yerini güzel bir habere bırakır ve Sağlık Bakanlığı tarafından Selma’ya yasal izin verilir.

 Filmin sonunda, kısmen herkesin sıradan hayata dönmeye başladığını görürüz. Son sahnede duvarın üstünde oturan Selma, sahilde görevini yapmakta olan ve aslında kendisine en başından beri ilgi duyan Naim’i, yüzünde bir gülümsemeyle izler. Öyle ki Naim’le kumsalda beraber yürüdükleri anın hayalini kurar. Selma’nın kaygı ve mücadele halinden dingin bir ruh haline geçmeye başladığını duyumsarız. İlk başta annesinin acısını gidermek, sürgünde olan babasının intikamını almak için ülkesine dönen Selma, filmin başındaki sahnelerden birinde dediği gibi, Fransa’da bir sokakta birkaç tane olan terapi ofisleri sebebiyle, ülkesinin insanlarına hizmet etmesi gerektiği tezini doğrular ve aykırı bir mücadelenin, aynı ayak izlerinde, farklı yaşantıları adımlar.

 Seyretmenizi tavsiye ederim.

 

KAYNAKLAR
1 Müldür, Lale, Nova’da Gece Güneşi, Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2023.
2 Tuzcuoğlu, Dr. N. M. Ü. Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 1995, Sayı: 7, s. 275, s. 285.
3 Koçak, K. Alp, “Yasemin Devrimi’nden Arap Baharı’na Tunus”, Yasama Dergisi, 2013, Sayı: 22, s. 36, s. 54.

Yorum bırakın