Koku

 Gri bulutların göğü kapladığı kasvetli bir sabahtı. Bölük pörçük uykusunun vücudunda bıraktığı ağrılardan ayağa kalkmaya zorlanıyordu. Gözlerini ovuşturdu. Güçlükle ayağa kalktı. Balkonun kapısını açıp, yüzüne vuran soğuk rüzgârla ürperdi. Üşümüştü. Balkona çıkmadan salona döndü. Kanepenin üzerindeki kırmızı hırkayı alıp giydi. Balkona çıkıp derin bir nefes çekti içine. Gözlerini kapadı. Kuşların sesiyle, rüzgârda salınan ağaçların yaprak sesleri birbirine karışıyordu. Birden burnuna bir portakal kokusu çalındı. Gözlerini açtı. Sersemlemiş bir şekilde etrafına bakındı. Üstündeki kırmızı hırkadan geliyordu koku. “O”nun kokusuydu. Sol yanında bir şeyin sızladığını fark etti. Eliyle göğsünü sıktı. Hayır, geçmiyordu sızı. Sağ kolunu burnuna götürdü. Hırkayı derince kokladı. Portakal kokusunu tüm ciğerlerine çekti. Gözlerini kapadı. Nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu. Birkaç damla ılık gözyaşı dökülüverdi günlerdir tıraş olmamış yanaklarına.

O gideli aylar olmuştu. Bir ruhun, bir bedenin terk ettiği bu evde sanki hiç olmamışçasına kaybolup gitmişti. İlk birkaç hafta alışmak zor gelmişti. Ağlayamıyor, konuşamıyor, yiyip içemiyor, nefes alıp veremiyor, yaşayamıyordu… Nefes alış verişleri zamanla normalleşmeye başlamıştı. Arada duraksamalar oluyordu evet, ama bir şekilde akıyordu hayat. Her şey normal gibiydi. Bir de şu sol tarafındaki sıkışıklık gitseydi! Boğazındaki yumruyu dışarı kusup rahatlayabilseydi. Yapamıyordu. Tam alıştığını düşünürken bir hırkadan yayılan portakal kokusu alt üst etmişti zoraki toparladığı ruhunu. Bir koku insanın yüreğini dağlayabilir miydi? Ruhunu yerden yere vurup kalbini parçalara bölebilir miydi?

 Gözünde ne zamandır tutsak kalan gözyaşları haklı bir firarın coşkusuyla akıp gidiyordu. Dursun istiyordu ama engel olamıyordu. Yüzüne vuran soğuk rüzgâr kaskatı kesilmesine sebep olmuştu. Çok üşümüştü. İçeriye girip balkonun kapısını kapattı. Yatağına döndü. Kırmızı hırkaya sarıldı. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Kalbinin parçalanışının sesi kulaklarını sağır edecekti. Portakal kokusunu çekti içine, gözyaşları aktı ve o minik kalbi un ufak olup kaybolana kadar parçalanmaya devam etti.

1 thought on “Koku”

Yorum bırakın