Rüya Tasarımcısı

 Anlayamıyorum, neden herkes siyah ve beyaz? Aklıma ne geldi? Bir belgeselde renklerin aslında olmadığını her şeyin sadece algılama yani ışığın maddeler üzerine çarpmasıyla ilgili olduğunu izlemiştim. Bu herhalde her şeye olumlu bakmak gibi bir şey olmalıydı. Her neyse. Benim amacım sizinle dertleşmek. Bugünlerde gerçekten kalbiyle konuşan (Korkmayın canım hemen içten yani!) birilerini bulabilmek oldukça güçleşti. Arkadaşlarımla ne zaman konuşsam kalplerindeki sevgiye dokunamadığımı düşünür, gider slime yaparım. (Aramızda kalsın. Annem koltukları yeni yıkattı. Duyarsa kıyametleri koparır.) Sonuçta ona dokunmak daha kolay. Ya da bir dağa tırmanmak. Tıpkı ucuz ve hızla eriyen bir AVM dondurmasının samimiyetini hiçbir şeyle kıyaslayamayacağımız gibi. Yalın ve gerçekçi.

 Bazı anlarsa sizi sımsıkı sarmalayarak tüm hüzünlerden korur. Dedeciğim hep anlatırdı o zamanları. Meşhur Neşeli Günler masalı. Herkesin sevgi dolu ve birbirine kol kanat gerdiği zamanlar. Hayır bir filmden bahsetmiyorum. Gerçekten öyleymiş. Ve yine bir keresinde bir başka belgeselde izlediğim gibi milyarca yıldır dünyada olan her canlının ruhunu ve hafızasını taşıdığımız gibi taşırmışız birbirimizin yüklerini.(Karıştırmayın işin orasını taşınıyor işte!) Hey gidi günler hey! Bilmiş değilim ama ruhumun biraz yaşlı olduğu kesin. İşte böyle düşünürüm. Sıklıkla düşünür, yeni anlamlar bulmaya çalışırım ki daha güzel sevebilelim her şeyi herkesi.

 Zihin sabahları açık olur diye çoğunluğun sevmediği benimse bayıldığım matematik ve ödev kontrol dersiyle başlıyoruz haftaya. Herkes bozuk slime gibi yapışmış sıralarına. Sanki biraz sonra bahçede kan ter içinde yerden yüksek oynamayacağız.

 Kiminin aklı alacağı Nerf oyuncağında kimiyse hamburger hayali kuruyor şimdiden. (Her sınıfın bir oburu vardır itiraf edelim.) Kimisi zil çalar çalmaz hafta sonu maceralarını anlatmak için popüler kız grubunu toplayacak cam kenarına hem de tek bir göz kırpışıyla. Kimisi yerinden kalkmadan bir sonraki dersin ödevlerini yetiştirmek üzere hazır eli sıranın altında.

 Rengin öğretmen ani bir manevrayla herkesin dolaplarından resim defterleriyle boya kalemlerini çıkarmasını isteyince elektriğe tutulmuş horon tepen hamsiler gibi coşmaya başladı sınıf.

 “Bir hayal kurun ve onu resimleyin!”

 Her şey algı olsa da renkler söz konusu olunca büyüsüne kapılmamak elde değil. Renkler sizi soyut bir âleme salarken her şey konuşmaya başlar aniden.

 Bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken gözümün önündeki gri insanlar gri binaya doğru koşuşuyorlar. (Güzel takip edin soru sormayın sakın ha!)

 Bense hiç acele etmeden ıslanmaya devam ediyorum. Koridorun sonunda yeşil paltolu, fuşya atkılı o kadın… Kısa kıvırcık turuncu saçlı, yeşil gözlüklü. Kocaman gözleriyle etrafını tararken renkler saçılıyor. Kocaman beyaz bir baloncuk kaplıyor her yanı.

 Siyah, beyaz ve tenha bu evrende RENK OFİSİ en kalabalık olan yerdir. Renk alabilmek uğruna sıraya girmiş bekleyen yığınla insan var kapının önünde. RENK OFİSİ dışında her yer soluk ve renksiz.

 Ofisin kapısındaki yazıdan konuşuyor herkes. Kalabalığı yararak (Korkmayın kimsecikleri öldürdüğüm falan yok canım! Bu bir deyim sadece. Açın da öğrenin!) minik boyumla yazıyı okumaya çalıştım. Okuma yazmayı yeni yeni sökmeye başlamanın verdiği heyecanla kendimi denemeye başladım:

RENK OFİSİ’ne HOŞGELDİNİZ!
BÜYÜK KAMPANYA:
RENK ALANA BİR ADET TASARIM RÜYA BEDAVA!

 İtiş kakış arasında merakıma yenik düşüp (Kimsenin bir yere düştüğü yok, herkes sapasağlam elbette.) hemen içeriye sızıverdim. İçeride üç tasarımcı vardı. Her birinin yanlarında tek kişilik yataklar vardı. Geliştirilen hologram sistemi sayesinde beynin rüya merkezi üzerinde çalışıyorlar, özenle renkli ve hayatın sıradan sıkıcılığından uzak kişiye özel önceden doldurulan bir form sayesinde bu işi çok iyi yapıp rüyalar tasarlıyorlardı. Üstelik tasarlanan rüya paketi bir seneyi kapsıyordu.

FORMU BÜYÜK HARFLERLE DOLDURUN!
AD/SOYAD: BEN HAYALİ
ÜYELİK: YOK
EN SEVDİĞİNİZ RENK/LER: MOR
EN MUTLU OLDUĞUNUZ AN: ……………………………………………………………………………..(Ellerinizden öper:)
EN ÜZÜLDÜĞÜNÜZ AN: ……………………………………………………………………………..(Ellerinizden öper:)
VARSA KORKULARINIZI BELİRTİNİZ: ……………………………………………………………………………..(Ellerinizden öper:)

 Siyah takım elbiseli yatakta yatan orta yaşlı göbekli ve kel (Başka sıfat yok söz veriyorum.) bir adamın hologram sayesinde yakınlaştırılmış beyninin içine renkli kareler atılıyordu: Çok zayıf bir çocuktur, kırmızı beyaz çizgili çorapları, kısa mor şortu ve sarı tişörtüyle kafasına geçirdiği ön izlemeli mod 1, 2 ve 3 seçenekleri gelir. Bilgisayar oyunundaki gibi seç ikonu gelir ve üçüncü modu seçer.

1: Uzay modu
2: Oyun modu
3: Uçuk mod

 Zil çaldığında kocaman gözleriyle beni hayaller âleminden bahçeye çağıran arkadaşımla kendime geldim. Her şey güzeldi de ben bunca şeyi nasıl çizecektim? Moralim bozulmuştu. (Merak etmeyin kokusu yok. Yemek bozulunca kokar ya moralim de bozulunca…Of bana yaptığım şakayı neden açıklatıyorsunuz ama!) Bu sırada arkadaşım on dakikalık kısa molayı benim kendime gelmemi beklemekle harcamak istemediğinden (ki çok haklı kantinde tost sırası on metre olmuştur bile) roket gibi uçmuştu.

 Sınıfta kalan üzgün öğrenci hemen okları üzerine çeker bilirsiniz. (Hayır mıknatıs değilim ve ayrıca da iyiyim. Yine benzer bir türden deyim meselesi işte. Biricik Google can dostunuza sorunuz.) Öğretmenim de fırsatını yakalayarak beni deşmeye çalıştı. (Hayır bıçaklamadı. Sadece ne olduğunu öğrenmeye çalıştı canım işte. İyi ki ruhum yaşlı yoksa bu âdeta hepsi birer hazine deyimleri hayatta bilemezdim.) Dünyalar başınıza yıkıldığında (tamam artık sizinle şakalaşmayacağım çünkü çok güldünüz su içerken boğulacaksınız diye korkuyorum ve buna bir son vererek sadede, işin özüne geliyorum) sizden büyük birileri hep kurtarıcı meleğiniz olur. Etrafınızdaki hüzün bulutlarını kılıçlarıyla patlatır içlerinden bonibon şekerleri çıkarırlar. Benimkinde de böyle olmuştu. Zaman hüzünden akmayacak gibi olsa da birden her yer, her şey ve herkes renklenmiş olması gereken sevgi, umutla yeşermiş (ten rengim halen normal çok şükür) öğretmenimden aldığım destekle sihirli kalem ve defterimle hem de bir yarışma için kitap yazmaya başlamıştım.

 Resim mi ne oldu? Güler yüzlü çöp adam, bacası tüten bir ev, ağaç, güneş, çiçek, bulut ve M’den bir martı (bunu herkes bilir) en zor zamanlarda herkesin kurtarıcısıdır.

1 thought on “Rüya Tasarımcısı”

Yorum bırakın