Rüya

 Kulağındaki uğultularla sersemlemiş şekilde doğrulmaya çalıştı. Gözlerini açtığında ortalık toz bulutuyla kaplaydı. Yerden kalkıp etrafa bakındığında gördükleri karşısında dehşete kapıldı. Ameliyathane yerle bir olmuş, hastanenin büyük bir bölümü yıkılmıştı. Yerlerde yatan insan bedenleri, etrafa sinmiş kan kokusu, acıdan inleyen insanlar… Gözleri kararmaya başladı. Yürümeye çalışırken yalpaladı. Elleri yıkılan duvarlar arasından tutunacak hiçbir yer bulamadı. Vücudunda kalan son güçle kendini toparlayıp yerde yatan cansız bedenlerin arasından çocukların bulunduğu yatakhaneye geçti. Patlamanın yarattığı şoku hemencecik ruhlarından bedenlerinden atmak zorunda olan meslektaşları, hala nefes aldıklarına şükür mü etsinler yoksa bu kadar acıyı zulmü gördükleri için kahır mı etsinler bilemeden çocukları hastanenin bahçesine çıkarıyorlardı. Moloz yığınları, kalan birkaç nefesleri için mücadele eden; bedenleri, ruhları yıllardır yaralı olan insanların üzerine düşüvermesin diye…

 Karşısına hangi bedenin çıktığını fark etmeden kucaklayıp bahçedeki kanlı zemine yatırıyordu. Panik, kargaşa ve başının dönmesi kollarındaki gücü azaltsa da devam ediyordu. Doğruldu. Etrafına bakındı. Bu bir can pazarıydı. Ayağının ucunda küçük bedene baktı. Avucunda küçük bir yaprak tutan kanla kaplı bir erkek çocuktu. Çocuğa baktı. Çocuk gülümsedi. İçini bir umut kapladı. “Oh ölmemiş!” diyerek az ilerdeki hemşirenin elindeki tıbbî malzeme çantasını aldı. Yere çöktü. Çocuğa gülümsedi. Yaralarına bakmaya başladı. Tam o esnada yeniden sarsıcı bir gürültüyle çocuğun yanına düşüverdi. Üzerinde büyük bir ağırlık hissetti. Boğazına duman dolmuş, burnuna yanık kokusu yapışmıştı. Bir süre sonra başını doğrulttu. Sol yanında bir sızı hissetti. Eğildi. Göğüs kafesinden kanlar boşanıyordu. Önemsemedi. Panikle başını yanında yatan çocuğa çevirdi. Eliyle nabzını yokladı. Ölmüştü. Çocuğun yüzünde aynı tebessüm. Avuçlarında küçük bir yaprak. Çocuğun elini tuttu. Soğuktu. Gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Etrafına bakındı. Yüzlerce çocuk, yüzlerce beden, yüzlerce insan bir kan gölünün ortasındaydı.

 Gerçekten bu anı yaşıyor muyum? Yoksa bu bir rüya mı? diye geçirdi içinden. Rüya olduğuna o kadar inanmak istiyordu ki… Fakat sol eliyle tuttuğu o minik elin soğukluğu içinde bulunduğu gerçeği bir tokat gibi çarpıyordu yüzüne. Başı dönmeye başladı. Üşümeye başlamıştı. Gözleri kararıyordu. Sağ kolunun üstüne düştü. Çocuğun elini bırakmadı. Yüzü göğe dönüktü. Zihninden “Neden?” diye sessiz, herkesin sorduğu ama kimsenin cevaplayamadığı o soru geçiyordu. Kulağına çok sevdiği o şarkının sözleri çalınıyordu:

 Gözlerimi kapatabilseydim. Rüyalar elimden tutup götürürdü. Yükselir süzülürdüm yeni bir gökyüzünde. Kederlerimi unuturdum…

1 thought on “Rüya”

Yorum bırakın