Böcek

 Anahtarı çevirirken apartman boşluğundaki ışık kapanıvermişti. Başını çevirip elini salladı. Allah’ın cezası ışık yanmamak için direniyordu. Birkaç hızlı el savruluşu sonucu açılan ışığın dalgalarıyla gözlerini kısıp kapıyı açtı. İçeri girer girmez kolunda koparcasına ağırlık bırakan çantasını girişe atıverdi.

 Paltosu kendini soğuktan koruyan bir araçtan çok, bir beton parçası gibi yapışmıştı dünya yükünden yılmış yorgun omuzlarına. Paltosunu çıkardı. Odasındaki koltuğa bıraktı yorgun bedenini. Bir süre karşıdaki boş duvara baktı. Kulaklarında gün içerisinde vızıldayıp duran seslerin bıraktığı bir uğultu vardı.

 Sessizliğin de bir sesinin olduğunu, o an fark etmişti. Belki de sadece derin, içten bir uğultuda dinginleşebiliyordu ruhlar, diye düşündü. Saate baktı, epey geç olmuştu.

 Hayır, aç değildi. Yorgunluktan ayakta zor duruyordu. Sıcak yatağına kavuşmanın en akıllıca iş olduğu kanaatine vardı. Evde yapacak çok da keyifli bir uğraşı yoktu zaten. Pijamalarını giyip saçını açarken, insanların uyumadan önce yaptığı bir sürü bakım ve ritüellerin hiçbirini yapmadığını düşündü. İnsanın uyku için bu kadar ön hazırlık yapması normal miydi? Gerçi bizler ölmek için bile tutkuyla, bencilce ve hoyratça yaşayarak bir ön hazırlık yapmıyor muyuz, diye geçirdi içinden.

 Tüm bu düşünceleri zihninden savıp, yatağına uzandı. Uyumak en iyisiydi. Sessiz, huzurlu, yalnız yapılan en güzel eylemdi. Taa ki kafasına düşen o şeyin yarattığı ürküntüyü duyana kadar.

 Bir şey düşmüştü. Eliyle başını yokladı. Yatağından doğruldu. Saçlarını karıştırdı. Hayır, bulamadı, bir şey yoktu. Tekrar yatağına uzandı. Fakat uyuyamadı. Bir kere tedirgin olmuştu. Neydi başına düşen o şey?

 Küçük bir böcek olabileceği ihtimalinden yola çıkarak, “Uyumalıyım” dedi kendi kendine. Sonra bir vızıltı sesi ilişti kulağına. Kalktı odanın ışığını yaktı.

 Tam yatağının üstünde, tavanda kanatlarını çırpan koca kara bir böcek gördü. “Demek kafama düşen sensin,” dedi. Işığı kapayıp tekrardan yatağına uzanamadı. Bir kere tedirgin olmuştu.

 Artık istese de rahat bir şekilde yatamazdı o yatakta. Yastığını ve battaniyesini alıp, içerideki kanepeye gitti. Tekrar uyumaya çalışırken birden aklına düşüverdi. O kadar yorgunluğuna rağmen, küçücük bir böcek yüzünden yastığını battaniyesini alıp yerini değiştirmişti.

 Küçücük bir böcek için gece yarısı yatağını değiştirirken, hayatına o küçücük böcekten daha çok huzursuzluk veren insanlardan uzaklaşmak için hiçbir eylem gerçekleştirmediğini fark etti. Kalbi sızladı. Kanepeden doğruldu. Sırtını yumuşacık yastığına yasladı. Belli ki bu gece de uyuyamayacaktı. Küçücük bir böceğin yarattığı huzursuzluktan, karanlık gecede öylece oturup düşüncelere dalmaya başladı.

2 thoughts on “Böcek”

Yorum bırakın